Latest Tweets:

insan yoktu ve sınır yoktu.

insan yoktu ve sınır yoktu.

*2

şişeli dükkan

"Çepeçevre hüzün ile sarıldım. Yalnızım, yorgunum, hastayım. Ümitsizliğin en koyusu, çaresizliğin en kahredicisi içindeyim. Üstümde kapkara bir gökyüzü, altımda alabildiğine boşluk. Fırtınalar kopuyor, denizler çalkalanıyor dünyamda. Kaçamam, kaçamam artık. O ne? Bu kelepçeyi kim vurdu ellerime? O ne? Ayağımdaki bu kalın, ağır zincirler ne? Nerdeyim söyle bana? Bu dört duvar arasına kim soktu beni? Bu beynimi tırmalayan sesler nereden geliyor? Sen neredesin? Göremiyorum hani dudakların nerede? Duyamıyorum sesin sesin nerede hani? Yoksa, sen de mi beni koyup gittin? Her şey sensizlikten mi geliyor yalnız? Yok! Yok! Sen gitmiş olamazsın. Bütün bu kederler senin eserin olamaz. Sen de yoksan, var olan ne?"

ümit yaşar

"Bir kez kaçar uçurtması, sonra gökyüzüne küser insan."

Hermann Hesse (via filmlerdeoyleolur)

(Source: filmlerdeoyleolur.com, via filmlerdeoyleolur)

*1

pleasedontstopthemizik:

Elliott Smith - Between The Bars

*1

"

Geçiyordum uğradım
boynuz boruların uğultusundaki bulanık zamanlara
belki bir gömüde birkaç eski eşyanın ışıltısı vurur şimdiye
merdiven altında unutulmuş bir zaman
ya da eski yüzümle karşılaşmak
girişteki aynada
dinmiş uzaktaki nehrin gürültüsü
ağaçlar yer değiştirmiş
çekmiş,küçülmüş onca hayal
oyun ve atlı karınca sığdırdığım kurak peyzaj
doğduğum ev artık yavrusunu tanımayan
bir hayvan gibi bakıyor uzaklara

toz yalnızca toz Zaman
geçiyor içimizden
adılını mırıldana mırıldana

elim çoktan düşmüş kalbimin üzerinden
gözlerim yabancı hatırladıklarına
üzeri tırnak izleriyle kaplı bakır çanın
dağıtacağı hiçbir sis kalmamış oysa
ne burada ne hayatımda
dibi görünen bir sarnıcın çiğ kuraklığıyla
bakıyor gözlerim anlamından çıplak kalmış dünyaya
neden dönüşler loş zamanlara saklanır
neden kimse yola çıktığı gibi dönmez geriye

"

Murathan Mungan

*1

"Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızsırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar.
Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustosta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım.
Aylar ayları açıklıyor.
Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
Açıklanmayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.
Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır.
Kent yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon içinde. Mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlem evinde art arda mevsimler sökülür.
Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza koydunuz.
Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir.
Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.
Yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? Hayat kanıtı. Birbirimizin her yönden çağdaşıyız.
Siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan.
Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
Saatlerle yaşadınız. Düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış.
Bakır kaptan günlük kokusu yayılır.
Geceyle birlikte.
Gece de.
Sen Serpin, sen Nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz?
İki din var: siyah ve beyaz. Gerisi? .."

*2

  • Kıyıya çıkmak için mücadele ettim ve kumun üzerine yığıldım. Ilık ve yumuşaktı, sanki yüzümü Tanrı’nın yanağına doğru bastırır gibiydi. Ve bir yerlerde, orada olduğum için bir çift göz gülümsüyordu. Çok bitkindim, zar zor kımıldayabiliyordum. Ve böylece Richard Parker (Kaplan) benden önce başladı. Bacaklarını esnetti ve kıyıda gezindi. Ormanın kıyısına gelince durdu. Dönüp bana bakacağından emindim. Kulaklarını başına doğru dikip, gurur duyarak dönecek, ki ilişkimizi bir anlamda sona erdirebilecekti. Ama sadece ormana doğru devam etti. Ve sonrasında Richard Parker, yani benim vahşi refakatçim beni hayatta tutan dehşetli varlık hayatımdan temelli çıktı. Birkaç saat sonra, kendi türümden birisi beni buldu. Gidip, beni taşıyacak bir grupla beraber geri döndü. Ve ben bir çocuk gibi ağladım kurtulmanın etkisiyle kendimi kaybettiğim için değil. Gerçi öyleydim. Richard Parker beni kaba bir şekilde terk ettiği için ağlıyordum. Bu kalbimi kırmıştı. Biliyor musun, babam haklıydı. Richard Parker, beni asla arkadaşı gibi görmemişti. Yaşadığımız onca şeyden sonra arkasına bile dönüp bakmadı. Ama o gözlerde, kendi yansımamın bana bakıyor olduğundan daha fazlası olduğuna inanmak zorundayım. Böyle olduğunu biliyorum. Bunu hissettim. İspat edemesem bile öyle. Geride çok şey bıraktım biliyorsun. Ailemi, hayvanat bahçesini, Hindistan’ı, Anandi’yi. Sanırım sonunda, yaşamın tümü aldırmamak eylemine dönüşüyor. Ama her zaman en çok yaralayacak olan elveda demek için zaman ayırmamaktır. Babama, ondan tüm öğrendiklerim için hiç teşekkür edemedim. Öğrettikleri olmadan asla kurtulamazdım diyemedim. Richard Parker’ın bir kaplan olduğunu biliyorum ama Keşke ona, “Bitti, kurtulduk. Hayatımı kurtardığın için teşekkürler. Seni seviyorum Richard Parker. Hep benimle olacaksın kalbim seninle.” deseydim. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum.

    -Life of Pi-

*1
life’s but a walking shadow, a poor playerthat struts and frets his hour upon the stage,and then is heard no more.it is a taletold by an idiot, full of sound and fury,signifying nothing.
(yaşam dediğin yürüyen bir gölge,bir garip oyuncu;bir hışım sahnede dolanıp boy gösteriyor;sonra haber çıkmıyor zavallıdan.yaşam bir masal; kaçığın birinin anlattığı.şamata ve öfke dolu baştan başa;hiçbir anlamı yok.)
william shakespeare-macbeth-

life’s but a walking shadow, a poor player
that struts and frets his hour upon the stage,
and then is heard no more.
it is a tale
told by an idiot, full of sound and fury,
signifying nothing.

(yaşam dediğin yürüyen bir gölge,
bir garip oyuncu;
bir hışım sahnede dolanıp boy gösteriyor;
sonra haber çıkmıyor zavallıdan.
yaşam bir masal; kaçığın birinin anlattığı.
şamata ve öfke dolu baştan başa;
hiçbir anlamı yok.)

william shakespeare
-macbeth-

*9
untitled by voldy92 on Flickr.

untitled by voldy92 on Flickr.

(Source: prince-in-black)

*7
annprince:

and again by Liis Klammer on Flickr.

Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.Ve gönül Tanrısına der ki:-Pervam yok verdiğin elemden;Her minnet kabulüm, yeter kiGün eksilmesin penceremden !

annprince:

and again by Liis Klammer on Flickr.

Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
-Pervam yok verdiğin elemden;
Her minnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden !

(Source: prince-in-black)

Birisi müzik koysun
Ya ondan sonrası? Ya da hiçbir zaman
Zaten sözcükler kilitli
Konuştum,konuştum
Bir baktım ki daha başlamamıştım